Sürdürülebilir bir yaşamda rol almak!

En son güncellendiği tarih: Şub 13

Artık 2020 yılı bitti ve pek çoğumuzun hafızasında olumlu bir yer tutmayacak, bu kesin! Belki yüzyılda bir rastlanacak, dünyayı etkisi altına alan bir pandeminin başrolde olması burada etkili oldu ama şöyle biraz hafızamızı yoklarsak eğer, işler zaten bir süredir pek de iyi gitmiyordu...


Koronavirüs altı ay gibi kısa bir sürede bütün dünyayı etkisi altına aldı, alışkanlıklarımızı değiştirmeye zorladı ve büyük ölçüde başarılı da oldu. Pandemi, ülkeler ve devlet adamlarına büyük puntolu antlaşmaların yaptıramadığını yaptırdı; bir süre ekonomiler durdu, karbon emisyonu azaldı ve tüm dünya yardımlaştı, öte yandan ekonomik düzen değişecek değildi ve sonunda insanlar işsiz kaldılar ve belirsizlik genel fiyat seviyesini artırdı. Zaten bu konuda iyi bir karneye sahip olmayan bizimki gibi ülkelerde sorun halının altına süpürüldü, insanlara yardım eli borç şeklinde uzatıldı. Özetle pandemi, dünyadaki yeri ve önemi ne olursa olsun herkesi etkiledi. Kimin hangi ünvana sahip olduğuna bakmadı, kısa sürede büyük bir krize dönüştü ve günlük yaşamımızı hız kesmeden etkilemeye devam edecek gibi görünüyor.


Yaptığımız işin "gerekliliğini" sorgulatabilecek bir akış şeması, New York'tan. Photo by Daniel Lee on Unsplash

“Kriz anları, fırsatlarını da beraberinde getirir” derler ve insanlar böyle zamanlarda neyin iyi ve doğru ilerlemediği üzerine düşünmeye yatkın olurlar. Koronavirüs, büyük çoğunluğumuzu eve kapanmaya zorlayarak bu işi de bir nebze kolaylaştırdı ve düşünmek için bize zaman tanıdı. Bugün dünden daha farklı davranmak, alışkanlıkları kırmak için iyi bir zaman.

Dünyanın iyi bir yöne gitmediği aşikar ama nasıl daha iyi hale getirebiliriz bunun üzerine düşünmek için daha iyi bir zaman yok. Koronavirüs yanında, küresel ısınma gibi bizi uzun süre terk etmeyecek problemlerimiz var ve bütün bunlar yaşanırken ülke olarak da pek refah içerisinde olduğumuz söylenemez, özetle yaşadığımız hayat sürdürülebilir değil, bunun farkına varmak için iyi bir zaman...


Photo by John O'Nolan on Unsplash

Önemli olan bakış açısını değiştirebilmek; çünkü özünde bütün bu problemler birbiri ile ilişkili ve kaynağı da çoğunlukla bizim nasıl yaşadığımız ile ilgili. Eğer biz yarınlar yokmuş gibi tüketmiyor olsaydık, ekolojik sürdürülebilirliği gözetmek yerine süpermarketler “alıcı bulmasa da dursun” denilen et ürünleri, ambalajlı ürünler ve meyve-sebze ile ağzına kadar doldurmamış ve bunu da refah olarak adlandırmıyor olsaydık; belki de bugün doğal hayatı barındıran araziler tarlaya, çiftliğe, madene, petrol kuyusuna, çöplüğe daha az dönüştürülmüş olacaktı. Ekosistemlerin sürdürülebilirliği de hiç umrumuzda olmadı. Bugün küresel ısınmadan bahsediyorsak üç yüz yıllık modern serüvenimizin her bir anının payı var ve yerküre ısındıkça biz kendimizi soğutmak için daha fazla klima çalıştırıp daha fazla seyahat edeceğiz ve sonuçta yerküre daha da ısınacak. Yabancı tabirle bir “vicious cycle” ile karşı karşıyayız.


@AJ LABS

Refah olarak adlandırdığımız şeyler içinde bulunduğumuz hayatı basit bir görüşle yaşanılır kılıyor belki, ona da kabul. Fakat bu refahı hem oluşturmak için hem de sahip olmak için sarf ettiğimiz iş gücü, gereğinden fazla büyüttüğümüz şehirler, metrobüste geçirilen saatler hepsi ama hepsi aslında birbirini sürekli besleyen bir döngü oluşturuyor. Ekonomimiz ne kadar harcadığımıza göre performans veriyor ve ekonomik sürdürülebilirlik bizi zerre kadar düşündürmüyor. Ana problem ise bizim bunun farkında olmadan, döngünün içinde debeleniyor oluşumuz.

Bugün, Türkiye’de 12 ila 26 milyon ton gıda israf ediliyor. Dünyada ise üretilen gıdanın üçte biri yani 1.3 milyon ton, Türkiye’deki sayı yıllık ihracatımızın dört katı. Basitçe ekonomik kazancımızın 2-4 katı büyüklüğünde bir miktarı sadece kendi keyfimiz için çöpe atıyoruz demek oluyor bu. Dünyadaki istatistiğe göre ise bu zayi olan gıdanın yarısından daha fazlası, tüketime tamamen uygun ve çöpe atılmayan muadili ile aynı besin değerine sahip. Neden böyle oluyor sorusunu sormadığımız sürece böyle olmaya devam edecektir. Neden dediğimiz anda ise umursamazlığımız çorap söküğü gibi gelen cevaplarla yüzümüze çarpacak.

Belki de bundan korkuyoruz, neden? Çünkü her yemek söylediğinde paket servis elemanı benzin harcıyor. Neden? Çünkü yeni bir araba aldığında diğer bütün araçların trafikte geçireceği süreyi artırmış oluyorsun. Neden? Çünkü kimse süpermarkette en sona kalan domatesi almak istemez. Stoklayalım, satış yapabilmek için dolabın dolu görünmesi şart! Neden? Çünkü, kimse kararmış eti almak istemez, daha çok kesilsin ve yerine yenisi koyulabilsin. İşte bu liste, böyle uzayıp gider...

Güne badem sağarak başlayın! Photo by Daniel Salcius on Unsplash

Bugün et endüstrisi bütün hava, kara ve deniz taşıtlarından daha fazla küresel ısınmaya etki ediyor. İneklerin ürettiği metan gazı karbondioksitten yüz kat daha fazla ısı tutucu özelliğe sahip. Metanın tek kaynağı ise inekler değil. Çöplükleri dolduran ana unsur evsel atıklar, bunun da birinci kalemi yaptığımız gıda israfı. Benzer şekilde bu israf ile gıdalar da çöpe atıldığında metan kaynağına dönüşüyorlar.

Modern insanın kendi hayatını odağa koyması karşısında henüz küçük ölçekli olsa da; dünyanın artık hiç olmadığı kadar grifit ve birbirine bağlı olmasından güç alan karşıt düşünceler ve görüşler de var. Örneğin gelişmiş ülkelerde et endüstrisine karşı gitgide daha fazla bir bilinçlenme söz konusu ve pek çoğu iyi tarım uygulamalarını destekleyen teşvik programlarına sahip.

Vegan beslenme de insanların bireysel ve vicdani olarak bu sektörü beslememek için attığı adımlardan. Tüm bunlara rağmen et ve hazır gıda üretimi ve endüstirisi tüm hızıyla büyümeye devam ediyor ve kimin için olduğu sorusuna kimse cevap vermiyor, eğer duyarsak dünyanın -kulağa daha naif gelsin diye- “gelişmekte” olarak adlandırılan yerlerinde insanlar ve dahası çocuklar açlık kaynaklı olarak ölmeye devam ettiği gerçeği ile de yüzleşmemiz gerekecek.


Dünyadaki yemek tüketiminin gerçeklikten uzak bir tasviri! Photo by Spencer Davis on Unsplash

FAO her yıl sürdürülebilir gıda zirvesi düzenliyor, Birleşmiş milletler 2030’yılı için belirlediği sürdürülebilir kalkınma hedefleri arasına “açlığa son”, ”sorumlu üretim ve tüketim” başlıklarını ekledi, ama alınacak hala çok yol var, ve biz de atılan adımlar sık olana kadar her gün bu soruları sormaya devam etmeyi planlıyoruz ve sizi de bu yönde aksiyon almaya davet ediyoruz.

Bugünden başlayarak yapabileceğimiz şeyler var, gıda israf derneğinin aşağıdaki adımlarını takip ederek başlayabilirsin ya da sipariş verip ayağıma gelsin demek yerine Dahataze’yi kullanarak gün içerisinde satışı düşük kalan ürünleri çok avantajlı fiyatlara gidip yerinde alabilirsin, aktif bir yaşamın herkese katkısı olacağını unutma, ve sipariş vermek bu işin doğası gibi görünse de alışveriş için markete gitmekten farkı olmadığını unutma. Son olarak alışverişe gitmeden liste oluşturmanızla ilgili de bir liste bırakmak istiyoruz.

  1. Listenize bağlı kalın ve ihtiyacınız kadar alın.

  2. Raf ömrü kısa olan gıdaları, belirlenen zaman içinde tüketmeyecekseniz almayın.

  3. Alışveriş yaparken; et, kanatlı ve balık grubunu en son alın.

  4. Buzluğa koyacağınız eti kullanacağınız büyüklüklerde paketleyip dondurun ve artan gıdaları nasıl donduracağınızı öğrenin.

  5. Buzdolabınızın sıcaklığını ve buzlanmasını sık sık kontrol edin.

  6. Buzdolabınızı sürekli düzenleyerek, uzun süredir bekleyen gıdaları tüketmek için öne alın.

  7. Yumuşamış meyve ve sebzeler bozulmadıkça atmayın, değerlendirin.

  8. Pişmiş sebzeleri değerlendirin. Onları çorba, püre veya salatalarda kullanın.

  9. Yemekleri küçük porsiyonlar şeklinde ısıtıp, servisini yapın.



25 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Spotify
  • Twitter
  • Facebook

Tüm Hakları Saklıdır.  

Dahataze Teknoloji 2021©